Sermaye Piyasası Hukukunda Örtülü Kazanç Aktarımı ve İade Davasında Hak Düşürücü Süre Sorunu

Sermaye Piyasası Hukuku

Sermaye piyasası hukukunun en tartışmalı kurumlarından biri, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun ('SPKn') 21. maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı yasağıdır. Halka açık ortaklıkların mal varlığının, ilişkili kişiler lehine ve emsallerine aykırı işlemlerle azaltılmasını engellemeyi amaçlayan bu yasak, ihlal edildiğinde Sermaye Piyasası Kurulu'na ('Kurul' veya 'SPKr') bir dizi idari ve hukuki yetki tanır. Bu yetkilerin başında, örtülü olarak aktarılan tutarın ilgili ortaklığa iadesi için dava açma yetkisi gelir.

Uygulamada asıl uyuşmazlık, çoğu kez iade talebinin esasından önce, davanın süresinde açılıp açılmadığı noktasında düğümlenmektedir. Kanun, iade davası için kendine özgü bir süre öngörmüş; ancak bu sürenin niteliğini ve başlangıç anını açıkça düzenlememiştir. Bu çalışmada, söz konusu sürenin hukuki niteliği, başlangıcı ve Kurul'un dava açma yetkisini kullanma biçimi; büromuzca takip edilen ve her üç yargı aşamasında da müvekkilimiz lehine sonuçlanan bir dosya ışığında ele alınacaktır.

2. Örtülü Kazanç Aktarımı Yasağı ve Hukuki Niteliği (SPKn madde 21)

SPKn madde 21/1 uyarınca halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının; yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan ya da dolaylı ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişilerle, emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri ve ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı biçimde farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren işlemler yapmak suretiyle karlarını veya mal varlıklarını azaltmaları yasaktır. Maddenin ikinci fıkrası, beklenen faaliyetlerin yapılmaması yoluyla ilişkili kişilerin zenginleştirilmesini de örtülü kazanç aktarımı saymak suretiyle yasağı ihmali davranışlara da teşmil etmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrası, yaptırım mekanizmasının çekirdeğini oluşturur: Kazanç aktarımının Kurulca tespiti halinde ilgili ortaklık, Kurulca belirlenecek süre içinde, kendisine kazanç aktarımı yapılan taraftan aktarılan tutarı kanuni faiziyle birlikte talep eder; kendilerine kazanç aktarımı yapılanlar da bu tutarı aynı süre içinde iade etmek zorundadır. Görüldüğü üzere kurumun amacı cezalandırma değil, bozulan mali dengenin yeniden kurulması, yani bir tür düzeltme/denkleştirme işlemidir.

3. Kurul'un İade Davası Açma Yetkisi: SPKn madde 94 ve madde 92'ye Yapılan Atıf

İadenin Kurulca verilen süre içinde gerçekleşmemesi halinde devreye SPKn m. 94 girer. Anılan maddenin birinci fıkrası Kurul'a, 21. maddede belirtilen işlemlerde bulundukları tespit edilen ortaklıklardan denetleme sonuçlarının ortaklara duyurulmasını isteme ve 'Kurulca belirlenen tutarın tayin edilen süre içinde iadesi için dava açma' yetkisini tanır. İkinci fıkra ise, 92. maddenin birinci ve üçüncü fıkralarının bu madde bakımından da uygulanacağını hükme bağlar.

SPKn m. 21/4 yalnızca iade için tanınacak sürenin Kurulca belirleneceğini söyler; iadenin yapılmaması halinde açılacak davanın süresinden söz etmez. SPKn madde 94/1 de dava açma yetkisini düzenlemekle birlikte davanın süresine ilişkin açık bir kural getirmez. Dava açma süresi, ancak m. 94/2'nin m. 92/1'e yaptığı atıf yoluyla belirlenebilir. SPKn madde 92/1-b ise Kurul'u, 'bu durum ve işlemlerin hukuka aykırılığının Kurulca tespiti tarihinden itibaren üç ay ve her halde durum ve işlemin vukuu tarihinden itibaren üç yıl içinde' dava açmaya yetkili kılar. Dolayısıyla Kurulca açılacak iade davasının da, 21/4 uyarınca tanınacak süre dâhil üç ay–üç yıl ve üç ay–beş yıllık süreler içerisinde açılması gerekir.

4. Tartışmanın Odağı: madde 92/1-b'deki Sürenin Niteliği

Asıl tartışma, madde 92/1-b'deki üç aylık sürenin zamanaşımı süresi mi yoksa hak düşürücü süre mi olduğu noktasındadır. Ayrım pratikte belirleyicidir: Zamanaşımı süresi durabilir ve kesilebilir, ancak def'i olarak ileri sürülmedikçe hâkim tarafından re'sen gözetilemez. Buna karşılık hak düşürücü süre durmaz, kesilmez ve mahkemece kendiliğinden dikkate alınır; süre dolduğunda hakkın kendisi sona erer.

Kanun bu süreyi açıkça nitelendirmemiştir. Bu noktada belirleyici olan, Türk hukukundaki yerleşik yorum ölçütüdür: Kanun koyucu, bir hak talebi için öngördüğü sürenin zamanaşımı süresi olmasını istediğinde bunu açıkça belirtir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ('TBK') madde 72 (haksız fiil), madde 82 (sebepsiz zenginleşme) ve madde 146-147; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ('TTK') madde 60, 264, 285, 396 ve 560; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu madde 109 gibi düzenlemelerde sürenin 'zamanaşımı' olduğu açıkça yazılmıştır. Buna karşılık 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ('İİK') madde 67/1 ile TTK m. 34, 437/5, 438, 445 ve 640/2'de süreler nitelendirilmemiş; gerek doktrin gerek Yargıtay uygulaması bu süreleri hak düşürücü süre olarak kabul etmiştir.

Bu ölçüt SPKn madde 92/1-b'ye uygulandığında varılan sonuç açıktır: Kanun koyucu burada sürenin zamanaşımı olduğunu belirtmediğine göre, söz konusu üç aylık, üç yıllık ve beş yıllık süreler birer hak düşürücü süredir. Bu nedenle süre durmaz, kesilmez ve mahkemece re'sen dikkate alınır. Aşağıda ele alınacağı üzere, büromuzca takip edilen dosyada ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay aynı yönde karar vermiştir.

5. Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı ve Suç Duyurusunun Etkisizliği

Sürenin hak düşürücü olduğu kabul edildikten sonra, başlangıç anının belirlenmesi gerekir. SPKn madde 92/1-b, sürenin 'durum ve işlemlerin hukuka aykırılığının Kurulca tespiti tarihinden itibaren' işlemeye başlayacağını söyler. Buradaki 'Kurulca tespit' ile kastedilen, Kurul uzmanlarınca düzenlenen denetleme raporunun tanzim tarihi değildir. Zira inceleme/denetim raporu yalnızca bir hazırlık işlemidir; hukuka aykırılığı tespit etme yetkisi Kurul Karar Organına aittir.

Sermaye Piyasası Kurulu eski başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Karacan tarafından dosyamız için hazırlanan 27.08.2024 tarihli mütalaada da isabetle belirtildiği üzere, sürenin başlangıcı; Kurul Karar Organının madde 21/4 uyarınca iadeyi talep etme, madde 92/1-b uyarınca dava açma, m. 94/1 uyarınca duyuru isteme veya iade davası açma ya da m. 110 uyarınca suç duyurusunda bulunma kararlarından hangisini daha önce almışsa o kararın tarihidir. Çünkü Kurul, bu kararlardan herhangi birini aldığı anda işlemlerin hukuka aykırılığını görüşmüş ve tespit etmiş olmaktadır.

Bu kabulün doğal sonucu, suç duyurusunun hak düşürücü süreye herhangi bir etkisinin bulunmamasıdır. Hak düşürücü süre niteliği gereği suç duyurusuyla durmaz veya kesilmez; ayrıca ceza soruşturmasının başlatılmış olması, hukuk davasının süresinde açılması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Aksine, çoğu kez suç duyurusu kararının alındığı tarih, sürenin başladığı an olarak ortaya çıkar.

6. Konuya İlişkin Emsal Kararlar

Yukarıda açıklanan ilkeler, ACK Hukuk Bürosu tarafından takip edilen ve davalı taraf vekilliğini üstlendiğimiz dosyada uygulama bulmuştur. Büromuz, davanın esasına girilmeksizin, SPKn madde 94/2 yollamasıyla m. 92/1-b'de öngörülen üç aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini; Kurul Karar Organının 08.09.2017 tarihli kararıyla tespitin yapıldığını ve 05.06.2023'te açılan davanın süresinde olmadığını ileri sürmüştür.

Mahkeme bu savunmayı kabul etmiş ve dava hak düşürücü süreden reddedilmiştir. Karar, istinaf ve temyiz aşamalarında da onanarak müvekkilimiz lehine kesinleşmiştir. Dosyaya ilişkin kararların künyeleri şöyledir: İlk Derece Mahkemesi — İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/369, K. 2024/721, T. 10.10.2024 (davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi); İstinaf — İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/86, K. 2025/670, T. 28.04.2025 (davacı Kurul istinaf başvurusunun esastan reddi); Temyiz — Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3513, K. 2026/753, T. 05.02.2026 (Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması).

Her üç derecedeki mahkeme de, madde 92/1-b'deki sürenin niteliğine ilişkin açık bir kanuni belirleme bulunmadığını; kanun koyucunun zamanaşımı öngördüğü hallerde bunu açıkça yazdığını, burada böyle bir ibare bulunmadığını ve dolayısıyla sürenin hak düşürücü süre olduğunu kabul etmiştir. Aynı şekilde sürenin, Kurul Karar Organının tespit kararının alındığı tarihten itibaren işlemeye başladığı ve davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı sonucuna varılmıştır. Bu kararlar, çalışmanın başında savunulan görüşün yargı içtihadıyla da doğrulandığını göstermektedir.

7. Sonuç

Örtülü kazanç aktarımı nedeniyle Kurul tarafından açılacak iade davası, kendine özgü ve kısa bir süreye tabidir. SPKn madde 94/2 yollamasıyla uygulanan madde 92/1-b'deki üç aylık süre, kanun koyucunun zamanaşımı öngördüğü hallerde bunu açıkça belirtmesi karşısında, bir hak düşürücü süre olarak kabul edilmelidir. Bu süre durmaz, kesilmez ve mahkemece re'sen dikkate alınır.

Sürenin başlangıcı, Kurul uzmanlarının denetleme raporunun tanzim tarihi değil; Kurul Karar Organının iade talebi, dava açma, duyuru isteme veya suç duyurusu kararlarından hangisini önce almışsa o tarihtir. Suç duyurusunun bu süreye hiçbir etkisi yoktur. Ayrıca, harçtan muaf olan ve tutarı kesin biçimde belirleyebilen Kurul'un iade yetkisini kısmi dava biçiminde kullanması, korunmaya değer bir hukuki yarara dayanmadığı ölçüde hakkın kötüye kullanımı oluşturur. Büromuzca takip edilen dosyada ilk derece, istinaf ve Yargıtay aşamalarında alınan kararlar, bu yaklaşımın yerindeliğini ortaya koymaktadır.

← Tüm Yazılar Hukuki Danışmanlık Alın